20 Kas 2017

DEJAVU

Önceden Görmek. Fransızca bir kelime olan Dejavu'nun o dilde ki açıklaması bu şekilde.

Hayatınızda en az bir kez dahi olsa 'ben bunu daha önce görmüştüm', 'buraya daha önce gelmiştim' ve ya 'bu anı daha önceden yaşamıştım' kelimelerini sarfetmiş olma ihtimaliniz çok fazla. Bana da senede bir kaç kere olan bir durum.Araştırmalar ortaya çıkarıyor ki, insanların en az %50'si hayatlarında bir kere dejavu hissini yaşıyor.

Aslında yine araştırmalar diyor ki bir gözün o anda diğer gözden daha önce görüntüyü iletmesinden dolayı kaynaklanan yaşanmışlık hissi. Ya da beynin sağ lobu ile sol lobu arasındaki milisaniyeden bile az bir farkla görüntüyü işlemelerinden kaynaklanan bir his diye açıklanmaya çalışılıyor.

Sicim teorisini hiç duydunuz mu? Atom altı parçacıkların sicim şeklin de olduğunu, yok edilemediklerini ve titreşerek bir kütleye ulaştıklarını varsayar. Bu teoriyle birleştirirsek, farklı evrenler mevcut ve bu evrenlerde bizim vücut bulmuş başka hallerimiz var. Bazıları işte bu teoriyi dejavuyla desteklemeye çalışıyorlar. Yani etrafımızda kulağın bile algılayamadığı sesler ve farkedemediğimiz ışık dalgaları mevcutken (yani daha etrafımızda olup biten bazı şeylerin farkında bile değiliz) neden orada yaşadıklarımız bize etki ediyor olmasın düşüncesindeler. Yani etrafımızda farketmediğimiz bu titreşimler aracılığıyla bize bir nevi uyarı sinyalleri gönderiyor olabilirler.

Veya bizim burada hayatlarımız hakkında seçimler yapıyor olmamız ve seçemediğimiz için aklımızın bir köşesinde kalan diğer şıklar belki de diğer evrende seçiliyorlar. Bir söz vardı 'Kuantum evreninde ne zaman bir seçim yapılsa bir evren daha doğar.'

Benim önceden sürekli gördüğüm bir rüya vardı. Site tarzında apartmanlar ve bu apartmanlardan birinin arka bahçesindeydim. Çitlerle çevriliydi her yer gidecek bir yer yoktu fakat ben gitmeye çalışıyordum. Sürekli bu rüyayı gördüm. Belki bir kaç sene içinde 10-15 defa. Ben öyle bir yerde hiç bulunmadım ve sonradan da öyle bir yere hiç rastlamadım. Bunun sicim teorisindeki paralel evrenlerde yaşayan yansımamla bir ilişkisi olabilir mi?

Tüm bunların içine fazlaca girince, düşününce aslında bazı şeyler o kadar uzak veya saçma gelmemeye başlıyor sanki.

Ne olursa olsun. Paralel evren, kendi yansımamız falan filan. Bunlar olmasa bile; orada bir yerler de vücut bulmuş ruhlar, farklı yaşam formları olduğu inancındayım ve de umarım bir gün bunları görme şansım olur.
Devamını Oku »

18 Kas 2017

İZMİR - ŞİRİNCE -SELÇUK - EFES

Sanırım yaz tatilimin çokta istediğim gibi geçmemesinden kış gelmeden ufak bir gezi daha yaptım. Aslında bu tamamen arkadaşımın fikriydi.

Gidelim mi? dedi.
Gidelim. dedim.



Hafta sonu için planladığımız bu kısa tatili, ben 2 gün önce giderek biraz uzattım. Amacım kuzenlerimle de biraz vakit geçirmekti.

İzmir'e daha önce 3-4 kere gittim. Çok gezmedim ama. Tramvay yolu yaptıklarından çoğu yer inşaat gibiydi.



Kuzenimle kemeraltında gezerken bir ses işittim: Burçak Hanım!
Başka bir şehirdeki kalabalık bir çarşıda ismimi duymak çok şaşırtıcıydı. Neredeyse en son 15 yıl önce yüz yüze görüştüğüm ilkokul arkadaşım karşımda duruyordu. Tabii ki telefonda ve sosyal medya hesaplarımızdan görüşüyorduk fakat türlü aksiliklerden bir araya gelememiştik.

Tolgacım bir gün bu yazıyı okursan seni gördüğüme çok sevindiğimi bil. İlkokuldayken de seninle konuşmayı çok severdim, hala da konuşmaya devam etmeyi istediğim özel insanlardansın. :) Farklı bir planım olduğumdan yine vakit geçiremedik fakat azimliyiz bir sonraki sefer kesinlikle vakit geçireceğiz :)

Cumartesi günü önce sahilde gezdim. Balık tutanlara imrendim. Bir dahakine olta olmasa da ben de misina alıp tutmak istiyorum. Sonra da alsancak izbanda yol arkadaşımı bekledim.


Şirinceye gitmeye karar verdik. Önce İzbanla Tepeköy'e gittik. Aktarma saati gelene kadar etrafta dolaştık. Çoçuklar bizi sırt çantalarımızla görünce otostop ile gezen gezgincilerden misiniz diye soruyorlardı. Gidip bir kahvenin bahçesine oturduk. Çayımızı içtik. Kedilerle ilgilendik.

Sanırım bu gezi de on yüz milyon tane kedi-köpek sevdim. Ki normalde ben pek kedi seven biri değilimdir. Ama onlar bize yanaştıkça geri gidemedim. (Hem kedicilik kazanacakmış öyle dedi bana)

Şirince'ye gittiğimizde ilk işimiz kalacak yeri ayarlamak oldu. Çantaları bırakıp rahat gezebildik. Kalabileceğiniz bir çok pansiyon var. Grup olarak giderseniz de pansiyonlara bağlı evler. Yazın kalabalık zamanda gidecekseniz önceden yer ayırtmanızı tavsiye ederim. Biz gittiğimiz de aşırı yoğunluk yoktu o yüzden kalacak yeri hemen ayarlayabildik.

Yazın gittiğimde izdiham derecesinde olan kalabalık artık azalmıştı. Sokakları tabiki dar, el işi emeklerini satan teyzeler, evini pansiyona dönüştürmüş köy sakinleri, yeşilin tonlarında ve kasım ayının vermiş olduğu hüznü yansıtmaya başlayan kahverengiye, sarıya dönmüş yapraklar.. Hepsi de çok güzeldi. İnsanları güler yüzlü.

Şirinceye gittiğinizde illa şuraya gitmeniz gerekir diyeceğim bir yer yok. Zaten gidince her yeri geziyorsunuz. Ama bir şeyler söylemem gerekirse; papazın mahseni var. Üst taraf hediyelik eşyaların satıldığı bir yer. Allta mahsen bulunuyor. Koyu ışıklandırmanın yapıldığı yer de şarapları tadabiliyorsunuz.Aslında şirincenin her yerinde şarap tadabiliyorsunuz :) Eğer alkol tüketme konusunda soğuk değilseniz şarap almadan da sarhoş olabilecek derecede diyebilirim (Şaraptan ne derecede sarhoş olabilirseniz :) )Mahsenin hemen dışında gerçek meyvelerden dondurma yapılıyor. Bir kap 10 TL. Aslında fikir çok güzel ve her yerde bulamayacağınız bir şey. Fakat tadı biraz yavan kaldı bence. Yani pek tatlı değil. Nutella sevenler onu da ekleterek daha tatlı bir tada ulaşabilirler. Mahsenin ilerisinde bir çeşme var. İçinde de bir sürü bozuk para. Eveet doğru tahmin.. Ticari zeka ile yapılmış dilek havuzu :) Hea ben de para attım yani onuda söylemek isterim. Çeşmenin yanında küçük bir kilise var. Ziyarete açık.














Eğer at sürmek isterseniz sanırım bir yer varmış bu konuda yardımcı olan fakat bizim zaman kısıtlı olunca başta heveslensek de sonradan uzak durduk.

Kaldığımız yerin kendisine ait restorantında akşama rezervasyonumuz vardı. Uzun zamandır soba ile ısınmamıştım. Gündüz sıcak olsa da akşamın verdiği soğukluğu soba ateşinde yok ettik. Çok bağırmadan yapılan canlı müzik tam kıvamındaydı. Bir de 1 şişe açtırdığımız şarabımız vardı. İçtik, sohbet ettik.. Saate baktığımızda daha 21:00 olmamıştı. Zaman durmuş gibiydi. Durmuştu da biz o anı yaşamaya devam ediyorduk demekki.

Kalacak yerimizdeki şömineyi yaktırdık. Ben hayatımda o kadar güzel bir an hatırlamıyorum. Çok ciddiyim. Tekli koltuğa oturmuş ayaklarımı uzatmışım. Üzerimde pijamalar. Elimde şarap kadehim.  Fonda çalan klasik güzel melodiler. Ortamı sadece ateş aydınlatıp, ısıtıyor. Başımı koltuğun kenarına yaslamışım. O anın verdiği hazzı hiç bir zaman unutmayacağım...



Ertesi gün uyandım ve camdan dışarı baktım. Güneşin doğuşu tam görünüyordu ve izledim. Dedim ki: her gün bu manzaraya uyanmak ister miydim? Evet isterdim. En azından o an ki duygum öyleydi.



Kahvaltımızı yapıp oradan ayrıldık.




Selçuk'a geldik. Selçuk çalışkan bir yer.. Giderken gördüğümüz kaleye çıktık. Kale geniş bir çevreye yayılmış ve bazı yerleri güzel korunmuştu. Giriş ücreti müzekartınız yok ise 10 TL. Kalenin en yüksek yerinde kilise kalıntıları bulunmakta. Ama buranın içerisi adeta sokaktaki herhangi bir binanın bahçesinin duvarıymış gibi yazılarla dolu. İnsanlar isimlerini kazımışlar. Keza alandaki kaktüslerde de isimler vardı. Ne doğaya ne de tarihe saygı kalmış. Kale de restorasyon çalışmaları devam ediyordu. Eksik olan şeylerden biri de yeterince açıklayıcı yazı bulunmamasıydı. Hani geziyorum fakat bu gördüğüm şey nedir, ne zamana aittir, ne için kullanılmıştır. Aklımda soru işaretleriyle ayrıldım. Gördüğüm şeylerin ne olduğunu bilmemek hoş değil.









Kaleden çıkınca sağ taraftan devam edin aşağıda İsabey Camii yer alıyor. Dış tarafı bile yeterince güzel görünüyordu. İçinde hani öyle gezecek bir şey yok tabi ki ama 1375 yılında yapılan ve Efes ile Artemis tapınaklarından getirilen mimari objelerle, sütunlarla süslenen, çoğu yeri mermer olan bir tarihi camii.




Çıkışta efes müzesine ilerlerken mandalina bahçesine denk geldik :) Nedense çok mutlu etti burası beni. Yol arkadaşımla girip bir kaç tane yedik. Sahibi yoktu sanırım ama varsa da helal etsin hakkını. Bahçeden çıkınca bir dedeyle karşılaştık. Bankta dinleniyordu. Biraz sohbet ettik sonra da müzenin yolunu tuttuk. Müze gayet güzeldi ve sergilenen eserler bol miktardaydı. Bir kadın olarak o altın kolye ve takılara bayıldım. Sergilenen her ürünün el işçiliği mükemmeldi. Şimdi artık görsellikten çok faydaya bakıldığından iyi eserler çıkmadığını düşünmekteyim. O müze de gördüklerim tam bir görsellik harikalarıydı. Müzeye giriş 10 TL.










Sonraki durağımız EFES oldu. Bizim güzergamızı izleyecek olanlar olursa müzeden çıkınca sol tarafta garaj var oradan pamucak dolmuşlarına binebilirler. Efes'e gidince kapıdan sadece tiyatro kısmı görünüyor. Giriş ücreti 40 TL. Bu ücret çok değil mi diye düşünmüşlüğüm var. Ama öyle değil arkadaşlar.. İçerisi çok büyük ve gezilecek bir yer. Tiyatro bölümünün akustiği açık hava olmasına rağmen çok güzeldi. Bolca tarihi sütun, Meryem kilisesi de tiyatronun ilerisinde bulunmakta.







Gezinin sonunda otostop ile tekrar Selçuk merkeze döndük ve de mandalina ağaçlarıyla dolu sokaklarından İzban'a gidip havaalanına doğru yola çıktık. Her yer mandalina ağaçlarıyla süslü. Biraz toplamadığıma pişman oldum :)

Bunlar da bonus:

Hani dedim ya on yüz milyon tane kedi-köpek sevdim diye, bunlar da bazıları :)










Devamını Oku »